Mersin Sondakika

Boşanma Davası Öncesi Aile Konutu Devri


Bu makale 2021-05-31 21:30:39 eklenmiş
AV. HALİL AHMET BAKIRCI
?=NewsCategoryWrite($Author_Data->name) ?>

 

Boşanma Davası Açılmadan Önce Aile Konutuna Malik Olan Eşin Evi Muvazalı Şekilde Satıp Tahliye İstmemesi

3.1. Boşanma Davasından Önce Aile Konutunun Devir Edilmesi

Ülkemizde genellikle aile konutu tapuda kendi üzerine olan eş diğer eşi mağdur etmek ve mal kaçırma kastı ile hareket etme yolunu tercih etmektedir. Bir eşin boşanma davası açmadan önce aile konutu şerhi bulunmayan evi 3. Kişiye devir etmesi ve 3. Kişi ile anlaşarak noterden tahliye taahhüdü vermesi halinde evde kalan diğer eşin durumunun ne olacağı akla gelmektedir. Evi terken eş evi muvazaalı şekilde aile konutunu devir edip, ayrıca devir ettiği kişiye tahliye taahhüdü vermesi halinde yapılan icra takibi sonucunda evde kalan eş evi boşaltmak zorunda kalmaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere bu durumda evde kalan eş mağdur olmaktadır. Yargıtay kararları söz konusu husus hakkında bize ışık tutmaktadır. Yüksek Mahkeme yapılan işlemde muvazaalı şekilde aile konutun alan kişinin kötü niyetli olup olmadığının araştırılması gerektiğine ışık tutmaktadır. Bu duruda İcra Hukuk Mahkemesin de yapılan tahliyeye ilişkin takibin durdurulmasını talep etmek ve söz konusu evin aile konutunun ispatlamak gerekmektedir. İcra Mahkemesince tahliyesi istenen taşınmazın aile konutu olduğunu ispata yönelik olarak aile mahkemesine dava açma yetkisi verilmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.

12. Hukuk Dairesi 2016/4773 E. , 2016/22776 K.

 ‘‘…Şikayetçinin tahliyeye konu aile konutu olduğunun tespitine yönelik açılmış bir dava ve aile mahkemesince bir belirlemenin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, sonucuna göre gerektiğinde şikayetçiye, tahliyesi istenen taşınmazın aile konutu olduğunu ispata yönelik olarak aile mahkemesine dava açma yetkisi verilmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Bu ilkeler emsal nitelikteki HGK'nun ........2005 tarih, ...-676-600 sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Şikayete konu taşınmazın aile konutu olması halinde, borçlu kiracının eşi olan şikayetçi, taşınmazdan zorla çıkarılamaz. Bu durumda mahkemece, söz konusu taşınmazın aile konutu olup olmadığının yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir…’’[1]

12. Hukuk Dairesi 2014/3776 E. , 2014/7329 K.

‘‘…Aile konutu özel bir konuma ve öneme sahip kılınmış ve üzerindeki tasarruf yetkisi yasa ile sınırlandırılmıştır. Takibe ve tahliyeye konu taşınmazın aile konutu olduğunun belirlenmesi halinde bu yasal gereklerin yerine getirilip getirilmediğinin araştırılması gerekecektir. Şu halde, mahkemece öncelikle bu iddia üzerinde durulmalı, takip ve tahliyeye konu taşınmazın kaydı üzerinde şikayetçi eşin talebi üzerine "aile konutu" olduğuna ilişkin şerh verilip verilmediği, şikayetçinin bu yerin "aile konutu" olduğunun tespitine yönelik olarak açılmış bir davasının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, böyle bir davanın bulunmaması halinde şikayetçiye tahliyesi istenen taşınmazın aile konutu olduğunu ispata yönelik olarak aile mahkemesinde dava açma yetkisi ve olanağı verilmeli, oluşacak sonuca göre tahliyenin durdurulması ya da devamı yönünde hüküm tesis edilmelidir (HGK'nun 2005/12-652 E. - 2005/583 K. 19.10.2005 T.).’’[2]

Görüldüğü üzere taşınmazı m mülkiyetinin bir başkasına geçmesi tahliye sonucunu doğuracağı için, eş ve çocukların mesken sorunu ortaya çıkmaktadır ki, bu ailenin huzur ve refahını olumsuz etkiler; sağlıklı koşullarda yaşamalarını zorlaştırır. TMK 194/1 hükmü bu riski bertaraf eder[3]

Aile konutu üzerindeki kayıt sahibi eş aleyhine diğer eş lehine getirilen sınırlama kural olarak aile konut niteliği ve evlilik birliği devam ettiği sürece hukuki koruma sağlayacaktır. Bu cümleden olarak, TMK’ nun 194. maddesinde aranan eş rızası ve konut şerhi evlilik hukuken devam ettiği sürece hukuki himayeye mazhar olacağından, eşlerin fiilen ya da mahkeme kararı ile ayrı yaşadığı dönemde dahi aile konut niteliği devam edeceğinden, hukuki himaye devam edecektir. Yukarıda açıklanana Yargıtay Kararlarında da görüleceği üzere eşler ayrı yaşadığı dönemde bile aile konutu vasfı devam edeceği için tahliyesi istenen eşe söz konusu konutun aile konutu olduğunu ispatlaması hakkı verilmeli ve aile konutunda kalan eş mağdur edilmemelidir.

TMK 194. Madde kapsamında kabul edilen ve bazı hukuki işlemleri diğer eşin rızasına bağlayan düşüncenin temelinde, diğer eşin ve ailenin barınma hakkına yönelik bir koruma getirmek düşüncesi baskındır. Konut gereksinimi ve barınma hakkının Anayasa tarafından bile koruma altına alındığı bir ülkede, bu hakka karşılık, işlemin karşı tarafı olan üçüncü kişinin haklarını savunmak, hukuk güvenliğini hakkaniyeti de zedeleyecektir. Bu nedenle TMK 194. Madde ile getirilen korumanın etkili ve seri uygulanabilir olması, bunun kanundan doğan  bir sınırlama olduğu ve bu nedenle herkesçe bilinmesi gerektiği için, işlemin karşı tarafı olan üçüncü kişinin iyi niyetinin korunmayacağı kabul edilmelidir. Ayrıca işlemin karşı tarafı üçüncü kişinin iyi niyeti koruncak olursa, onun çoğu zaman tapuda devraldığı konutun ne amaçla kullanıldığı konusunda bilgisi vardır. Hiç kimse görmediği bir konutu satın almaz. Görmedim bilmiyorum şeklindeki  bir iyi niyet iddiası da gerçeği yansıtmaz. Şerh olanağı getirilerek, diğer eşin bunda faydalanmadığı durumlarda, ona bu ispat külfetini yükleyerek onu cezalandırmış oluruz, maddi ve manevi bir yük altına sokmuş oluruz. Gayet iyi giden evlilikler de, eşlerden hiçbirinin aklına gidip tapuda şerh verdirmek gelmez. Kaldı ki, böyle bir şeyi hak sahibi eşi ile konuşmak bile istemez. Buna karşılık eşler anlaşmazlığa düştüğünde ve özellikle  de boşanma safhasına geldiğinde bu şerhten faydalanmak akıllarına gelir.[4]

3.2. Aile Konutunun Önemi ve Korunma Nedenleri

Aile konutu eşlerin müşterek yaşantılarının en önemli malvarlığı değerlerinden biridir. Kişilerin konut ile olan bağlılıkları hemen tüm hukuk sistemlerinde yasal anlamda koruma altına alınarak, kişilik ve temel haklarından sayılmıştır.[5]

Aile konutunun kaybı, genellikle kadın eş ve çocukların zarar görmesine neden olmakta, bu durumlarda Anayasa’nın 41.maddesindeki düzenlemeye rağmen, kadın ve çocukların korunması noktasında zafiyet yaşanmakta, mevzuatımızda yer alan özel kanun hükümleri de, koruma fonksiyonunu alt yapı ve uygulama güçlükleri nedeniyle yeterince yerine getirememektedir Birliğin devamı sırasında; aile konutunun seçilmesi, kullanım ve mülkiyet hakkını etkileyen hukuksal işlemlere konu olması hususunda getirilen düzenlemeler kadar, aile konutunun sağ kalan eşe özgülenmesi imkânı da, bu kapsamda getirilen önemli koruyucu düzenlemelerden birisidir. Yukarıda da açıklandığı üzere gerek TMK 194. Maddesi gerek Yargıtay Kararları ile aile konutunun toplum ve aile için ne kadar çok önemli olduğu vurgulanmıştır. Aile konutunun korunmaması durumda tapuda aile konutu kendi üzerinde bulunmayan eş ve çocukları zor durumlar ile karşılaşmakta ve tapuda aile konutu kendi üzerinde olan eş kötü niyetli hareket ederek ailesini zor durumda bırakmaktadır.

  Boşanma davası açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra yaşanması muhtemel mağduriyetlerin önlenmesi aile ve toplum açısından büyük önem arz etmektedir.

Mersin Avukat olarak Mersin Boşanma Avukatı, Mersin İcra Avukatı, Mersin Ceza Avukatı ve Mersin İş Avukatı hizmeti vermekteyiz.

Av. HALİL AHMET BAKIRCI

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...

Yazarlar

Magazin

Copyright © 2021 Mersin ilk haber Gazetesi Tüm hakları saklıdır.
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat